|
Tweet |
Ortadoğu’daki zift kazanının altı hiçbir zaman bu kadar harlanmamıştı. Tabir yerindeyse istihbarat örgütleri bölgede resmen bir birlerine sorti çekiyor. Dünyanın tüm büyük devletlerinin istihbarat servisleri Ortadoğu’ya hakim olmayı tüm dünyaya hakim olmanın amentüsü olarak görüyor.
Yaşanan gelişmeleri ve olacak olanları 3 tespit ve 3 soruyla değerlendirmeye çalışalım.
ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan gibi bölgeye çökmeye çalışan dış ülkelerin istihbaratları ve fiili olarak sahada bulunan askeri güçleri, Ortadoğu’da bulunan İsrail, İran, Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan, Kıbrıs, Ürdün ve Filistin gibi topraklarda; her gün bin denklem kuruyor bir hamle yapıyor.
Şimdi son on beş yıldır kurulmak istenen denklem ve sonrasındaki hamlelerin kronolojisine bakalım !
CIA ve MOSSAD bağlantılı olduğu belirtilen ve konuda yüzlerce kaydı kuydu çıkan Hamas’ın bir anda İsrail’deki sivillere saldırıp katliamlar yapmasıyla; Gazze işgalinin meşru zemini yaratılarak; işgalin İsrail’e altın tepside sunulduğu her kesimin malumu.
2011 yılında başlayan ‘Arap baharıyla (Ki tarihlerinin hiçbir döneminde asla rastlanılmayan suni bir baharla), yine İsrail-ABD-İngiltere, hukuksuzluğun katliamların diz boyu olduğu bu diktatörler çöplüğüne dönüşmüş ülkelerde, devreye koyduğu planlarla neredeyse tüm diktatörleri önce bir bir düşürdü.
Sonrasında her ülke on sıkletlik boks maçından çıkmış bir boksör kadar yorgun düşürülmüş bir hale getirilerek; mevcut diktatörlerin yerine yeni maşa hükümetler getirildi. Yeni hükümetler de kendilerini meşru kıldırmak adına, bu bahsettiğimiz dış ülkelerin ‘şefkatli’ kucaklarında ellerine tutuşturulmuş lolipopları dünyanın hiçbir şeyine değiştirilmeyecek kıvama getirildiler.
BÜYÜK İSRAİL İMPARATORLUĞU’NA ADIM ADIM
İşte tam da bu noktada İsrail bu takatsiz düşmüş tarihi düşmanlarına karşı yani Hacer’in çocuklarının yönettiği tüm ülkelere karşı en büyük hamlesini Gazze’yi işgal edip aynı zamanda on binlerce sivili de katlederek Büyük İsrail İmparatorluğu’nun işaret fişeğini ateşlemiş oldu.
Ve günü geldiğinde Gazze’ye ses çıkaran yada çıkarmaya çalışan her ülkeye ABD-İngiltere ve AB ülkelerinin de desteğini arkasına alarak; ‘Siz bizi görmediniz duymadınız biz de sizi görmeyeceğiz duymayacağız ‘ diyerek kartondan kaplan kesilen ülkelere de “Siz de kendi sınırlarınız içindeki ya da civarındaki her hukuksuzluğa imza atabilirsiniz” dedi. Ezcümle “Ver Gazzeyi al istediğini” konforuyla başladılar tüm herkesi bir güzel susturdular.
İSRAİL’İN BİR KÜRT POLİTİKASI VAR MI ?
7 Ekim 2023’te Hamas’ın katliam boyutuna varan saldırılarını meşru zemine çekip Gazze’yi işgal eden İsrail, bu gün de aynısını daha politik ve farklı hamlelerle Suriye’de dolaylı yollardan devreye koyarak Suriye topraklarına peyderpey bayrak dikmeyi sürdürüyor. Bunu da tarih boyunca hiçbir zaman sahip olmadığı Kürt politikası üzerinden yapmaya başladı. Evet İsrail hiçbir zaman bir Kürt politikasına sahip olmadı. Saddam Hüseyin Halepçe’yi bombalarken de olmadı dünyanın her yerinde Kürtler kıyımdan geçirilirken de olmadı. Kaddafi dahi onlardan daha çok daha belirgin bir Kürt politikasına sahipti. Ama şuan için İsrail’in asla bir Kürt politikası yok. Gizli ajandalarında varsa da bu kesinlikle Kürtleri Ortadoğu’ya sahip olmak adına dönemlik bir müttefiklik girişiminden öteye geçmeyecektir. Kürtlerin kara kaşına asla hayran değiller ve olmayacaklarda. Uluslararası ilişkiler de düşmanlık ve ittifaklar tamamıyla çıkarsal ve dönemseldir. Bunu bir zamanları aralarından su sızmayan İsrail-Türkiye dostluğunun şuan için geldiği noktadan tahlil edebiliriz. Bir zamanlar Türk pilotları eğiten her türlü askeri istihbarati destek sunan İsrail bugün tek bir Türkiye askerinin Gazze’ye ayak basmasına izin vermeyeceklerini dikta edecek kadar Türkiye karşıtlığına bürünmüş durumdalar. Durumdan hareketle ön almak gerekmektedir.
VER GOLAN TEPELERİNİ HERBON DAĞINI AL HALEBİ !
Şam geçici hükümetin başkanı Colani (Savaş ortamında adım Colani barış döneminde ismim Ahmet El-Şara’dır diyor beyanlarında) adındaki zatı Paris’e ayağına çağıran İsrail, Colani’yi Kürt düşmanlığı üzerinden hizaya çekerek; ‘VER GOLAN TEPELERİNİ HERMON DAĞINI AL HALEBİ’ dedi. Bu teklifi duyan eski El-Kaideci, bir dönemin IŞİD’cisi sonrasının HTŞ’lisi ve şimdinin Colani’si, aynı ümmetin çocukları olan Kürtlerin kanını dökmek için Şam’ı dahi verebileceğini söyleyerek Paris’ten sevinçle ayrıldı. Ve kendisince Kürt kanına girmenin helalliğini İsrail’den almış oldu. Ve Colanileşerek askeri üniformasını giyip Halep saldırısının yürütüldüğü komuta merkezine bizzat giderek saldırıları yönetti.
COLANİ 1 NİSAN ANTLAŞMASINI ÇÖPE ATTI ! CENAZELERİ BİNALARDAN ATARAK VAHŞETİ YAŞATTILAR
Oysaki Geçici Şam Hükümeti ve SDG arasında Halep’teki Kürt mahallelerinin asayiş ve kontrolü konusunda 1 Nisan 2025’te yani 10 Mart 2025 tarihindeki mutabakattan sonra bir anlaşma yaparak buranın asayiş kontrolünü yerel halka devrettiğini her iki taraf da duyurmuştu. Ama buna rağmen bir anda on binlerce askeri ve IŞİD artığı çetelerle Halep’teki Kürt mahallelerine saldırarak; öldürülen asayiş güçlerinin cenazelerinin binalardan atılmasına varan bir vahşete ve katliama imza atmış oldular.
İSRAİL’İN TAŞI DA SAPANI DA KIYMETLİDİR ! HEDEF TÜRKİYE’DEKİ BARIŞ SÜRECİ
Tabi ki İsrail bu planı devreye koyarken yegane amacı Golan Tepeleri ve Hermon Dağı değildi. İsrail’in taşı da sapanı da kıymetlidir. Öyle ki bir yandan Suriye ordusunu, SMO ve IŞİD artığı çetelerin Kürtlere saldırmasına rıza gösterip karşılığında Suriye’nin topraklarını yavaş yavaş işgal etmeyi planlıyor. Diğer taraftan da Suriye Kürtlerine dönük gerçekleştirilecek katliam ve vahşet görüntülerini üzerinden Türkiye Kürtlerini ayaklandırmak ve onun üzerinden bir Arap-Kürt ve dolaylı yollardan da Türk savaşının da fitilini ateşlemeyi amaçlamaktadır. Ve bu yolla Türkiye’deki barış sürecini de bitirerek; hali hazırda İran’da da her yer ateş hattıyken Büyük İsrail İmparatorluğu’na giden ilk taşlarını sağlam yerine oturtarak Türkiye ve İran’a doğru ilerlemek olduğunu bilmek gerek. Ve öyleki Colani eliyle başlatılan saldırıların Fıratın batısına da sıçrayacağı hatta dün akşam Colani güçlerinin Deyrzor’daki SDG mevzilerine saldırdığı gelen bilgiler arasında.
SDG KÜRTLERİN ÖFKESİNE RAĞMEN İSRAİL ve COLANİ’NİN PROVOKASYONLARINA GELMEDİ !
Halep Kürt şehri midir değil midir ? tartışması çok uzun tarihsel bir mesele. Ortaçağ ve sonrası Selahaddin Eyübi’yle beraber Kürtlerin taki İsrail-Filistin topraklarına varan bir varlığının olduğu bilinmektedir. Yani savaşlar göçler el değiştiren devletler derken hali hazırda yüz yıllardır Halep’te iki büyük Kürt mahallesinin olduğu bilinmektedir ve ayrıcı çevresindeki birçok köyde.
Kürt mahallelerine saldırılar başladığı ilk andan itibaren dünyanın her yerinde yaşayan Kürtlerin büyük bir çoğunluğu “Mazlum Abdi neyi bekliyor. SDG bu gün değil de ne zaman Kürtleri koruyacak” şeklinde kimi savaş-barış taktiği ve zemininden uzak olabilecek duygusal cümleler sarf edebiliyorlardı. Ama galiba artık şu bir gerçek Kürtler eskide olduğu gibi apolitik her seferinde masada kaybeden bir yerde değiller. Ve her şeyi meşru ve hukuksal bir zeminde devreye koymayı artık her anlamda düstur edinmiş durumdalar.
Evet bu gün de dahi tüm askeri analizler ve sahadaki gerçekler SDG istese yüz bin kişilik ordusu ve son teknoloji konvansiyonel silahlarla donanmış gücüyle yürüse 3 günde Şam’ın kapılarına dayanır. Bunu da meşru zemine oturtmak için Kürtlere,Dürzilere, Alevilere yapılan saldırıları göstererek meşru bir zemine oturtmaya çalışmayı öngörebilir. Ve böylece uluslararası kimi güçlerin desteğiyle de ülke yönetimini belki de eline alır. Ama bu öncelikli olarak büyük ölümlere ve göçlere neden olur.
Okumalarıma göre İsrail’in, Colani ve SMO ile devreye sokmaya çalıştığı bu planı gören SGD, bu provakasyonlara gelmeyerek; kendi hakim olduğu ve uluslararası güçlerin desteğiyle de korunan kendine ait bölgeleri korumanın daha yerinde olacağını düşündü. Ve bu noktada Halep’teki Kürt mahallelerine dönük savaş ve barış kararını da oradaki asayiş güçlerinin iradesine bıraktığını söyleyebiliriz.
TÜRKİYE NE YAPMALI ?
İsrail’ni Ortadoğuyu yeniden dizaynını esas alan ve Büyük İsrail İmpartorluğu’nu kurmayı amaçladığını, Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 çıkışıyla öngören Türkiye, şuanda da aynı şekilde İsrail’in Colani eliyle devreye koymak istediği denklemi görüp ve bunun için siyaset üretmesi gerekmektedir.
Colani’nin artık İsrail’in kontrolünde olan bir HTŞ’li olduğunu Türkiye’nin çözmesi gerek. Colani üzerinden Suriye’de Kürtlerle yaşanılacak bir savaşla önce Türkiye’deki barış süreci sonrasında da Türkiye’nin kendisinin hedeflendiğini öngörmek gerek. Türkiye bu noktada temkinli ve iki tarafından çatışmadan kaçınması için tüm siyasi diplomatik ilişkilerini kullanması gerek. Suriye Kürtleri’nin Irak Kürtleri gibi asla Türkiye’nin düşmanı olmadığı ve olmayacağının iyice tahlil edilmesi gerek.
En kötü barış her zaman en haklı savaştan iyidir.. Bu temelde Türkiye, Suriye’deki iç barışa her zaman öncülük etmelidir.