|
Tweet | Tarih: 31-01-2025 00:07 |
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Wan İl Eşbaşkanları Gülşen Kurt ve Veysi Dilekçi’nin yanı sıra birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Basın açıklamasını okuyan KESK Dönem Sözcüsü Yunus Haylaz şunları dile getirdi "Dün sabah bir kayyım ataması haberi ile uyandık. Siirt belediyesi Eşbaşkanı Sofya Alağaş’ın yerine bugün itibariyle kayyım atandı. 31 Mart seçimlerinden bugüne halkın oylarıyla seçilen Hakkari, Mardin, Batman, Dersim, Halfeti, Akdeniz, Bahçesaray ve en son Siirt olmak üzere 8 DEM Parti'li belediyeye ve CHP’li Esenyurt belediyesine kayyum atandı.
Önce halkın seçme hakkını tanımayan, hukuku bir silah olarak kullanıp seçilmişleri cezalandıran, kayyım atayan ardından da demokratik haklarını kullanmalarını engellemek adına Siirt'te 10 günlük etkinlik yasağı getiren Akp hükümetinin yaptıkları açıkça bir irade gazpıdır. İsminin kayyım olması bu antidemokratik uygulamaların irade gaspı niteliği taşıdığı gerçeğini değiştirmez. Bu sebeple Akp iktidarının uzun süredir ülkeyi irade gaspları yöntemleri ile yönettiğini açıkça ifade etmek gerekir.
Türkiye’de son dönemde yürütülen çözüm süreci ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilen kayyım atamaları, hükümetin samimiyeti konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Bir yandan çözüm sürecinden ve barış ihtiyacından bahsedilirken, diğer yandan seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyım atanması, demokratik meşruiyet açısından büyük bir çelişki doğurmaktadır.
Kayyım atamaları, doğrudan halkın iradesini hedef alan bir uygulamaya dönüşmüştür. 2016’dan bu yana 100’den fazla belediyeye kayyım atanmış ve milyonlarca seçmenin iradesi yok sayılmıştır. Bugün de Mardin, Dersim, Akdeniz, Siirt ve Esenyurt gibi belediyelere yapılan müdahaleler, seçimlerin anlamsız hale getirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Bu durum, sadece Kürt seçmenlerin değil, Türkiye’de demokratik temsil ilkesine önem veren herkesin sorunu haline gelmiştir.
Öte yandan, çözüm sürecinin bir demokratikleşme projesi olup olmadığı konusunda da ciddi şüpheler vardır. Sürecin demokratikleşme ve barış amacından ziyade, siyasi manevralarla belirli kesimleri kontrol altına alma çabası olduğu görüşü, Kürt halkının büyük bir çoğunluğunda karşılık bulmaya başlamıştır. Çözüm sürecine dair oluşan temkinli iyimserlik, Bahçeli’nin "yeni dönem başlıyor" açıklamasından hemen sonra yapılan kayyım atamalarıyla zedelenmiş, iktidarın güven vermeyen tutumu barış ihtimalini daha da zora sokmuştur.
Türkiye’nin, geçmişte Oslo görüşmeleri ve 2013-2015 çözüm süreci deneyimlerinden ders çıkararak, şeffaf ve hukuki bir zeminde yürütülen bir barış süreci oluşturması gerekmektedir. Kayyım politikaları, çözüm sürecine duyulan güveni sarsmakta ve demokrasiye zarar vermektedir. Eğer gerçekten bir barış ve çözüm süreci yürütülecekse, öncelikle halkın seçme hakkına saygı duyulmalı ve demokratik süreçler korunmalıdır.
Bütün insan hakları ve demokrasi kurumlarını bu antidemokratik yaklaşımına karşı ses çıkarmaya çağırıyoruz. İktidar bu hatadan bir an önce dönmeli ve halk iradesinin esas alınmasını gerektiğini belirtiyoruz. Hukuksuzluğun parçası olan Kayyımları kabul etmiyoruz " dedi